Matematiğin sadece sıkıcı denklemlerden ve tahtaya yazılan formüllerden ibaret olduğunu düşünüyorsanız, henüz doğanın kodlarına yakından bakmamışsınız demektir. Bir brokoliye, bir kar tanesine ya da eğrelti otuna baktığınızda ne görüyorsunuz? Kaos mu, yoksa kusursuz bir düzen mi?
Fraktallar, kendi benzerliği özelliğine sahip, her ölçekte aynı veya benzer desenleri gösteren sonsuz karmaşıklıktaki geometrik şekillerdir. Yani bir fraktalın çok küçük bir parçasına ne kadar yaklaşırsanız (zoom yaparsanız), bütüne benzeyen o aynı şeklin tekrar tekrar karşınıza çıktığını görürsünüz.
Bu terimi ilk defa 1975 yılında matematikçi Benoit Mandelbrot ortaya attı. Mandelbrot, standart Öklid geometrisinin (kareler, üçgenler, daireler) pürüzlü ve düzensiz gerçek dünyayı tanımlamakta yetersiz kaldığını fark etmişti. "Bulutlar küre değildir, dağlar koni değildir, kıyı şeritleri çember değildir..." diyerek doğanın aslında yepyeni bir geometriye sahip olduğunu kanıtladı.
Sadece bitkilerde veya kar tanelerinde değil, kendi bedenimizde de fraktal bir tasarım gizlidir. Akciğerlerimizdeki bronşların dallanma yapısı, kan damarlarımızın dağılımı ve hatta beynimizin kıvrımları bile birer fraktaldır. Bu yapı, doğanın sınırlı bir alan (örneğin göğüs kafesi) içine maksimum yüzey alanını (maksimum oksijen alışverişini) sığdırmak için bulduğu en mükemmel algoritmik çözümdür.
Bugün cep telefonlarımızdaki dahili antenlerin bu kadar küçük olabilmesinin sırrı fraktal tasarımlardır. Sınırlı bir alana sonsuz bir çizgi sığdırma mantığı, sinyal gücünü inanılmaz derecede artırır. Aynı zamanda yapay zeka ve bilgisayar grafiklerinde (CGI), gerçeğe çok yakın dağlar, ormanlar ve bulutlar oluşturmak için doğrudan fraktal algoritmaları kullanılır.
Peki sen ne düşünüyorsun? Sence evren, basit bir formülün sonsuz döngüyle kendi kendini kopyaladığı devasa bir bilgisayar simülasyonu olabilir mi?
Sessizlik... Bu gizem hakkında henüz teori üreten olmadı. İlk sen ol!
Sen Ne Düşünüyorsun?